“Franz Proidl Grüner Veltliner Reserve Vom Urgestein Senftenberger Ehrenfels Kremstal” adlı bir şarabı çok ama çok beğendim. Neden? Sebebi çok. Ama diyelim ki bir dostumun evindeyim veya bir partide ve bu şarapla tanıştım. Herkesten özür dileyip iki dakika şişe, kâğıt ve kalemle bir köşeye çekilmeden ismini almadan ne olduğunu anımsamak mümkün değil! Hafızanız ve Almancanız ne denli kuvvetli olursa olsun, imkânsıza yakın. İşte bu yüzden, adı bitmek bilmez pek çok geleneksel şaraba lakap takmak moda.
Kim bilir, belki de Alman ve bunun gibi Avusturya şaraplarının rakipleri kadar popüler olamamalarının sebeplerinden biri de bu. Şaraba dönecek olursak, Avusturya’nın ülkeye mal olmuş en ünlü üzümü olan Grüner Veltliner’den yapılan bugüne kadar tattığım en ilginç, en kompleks şarap diyebilirim. Genelde bu üzümden yapılan sofralık şaraplar bolca asidite ve narenciye aromaları sunan, sığ ama leziz beyazlar. Gel gelelim 2007 rekoltesi bu şarap üzüm hakkında görüşümü değiştirecek kadar farklı.
Öncelikle Riesling burnunu hatırlatan yaşına göre oldukça önde bir petrol bukesi var. Damakta müthiş bir dolgunluk ve kusursuz bir denge söz konusu. Bolca tropik meyveler ve hatta Rhône bölgesinin aromatik üzümü Viognier’i anımsatan kokular neredeyse egzotik. Yağlı, kaygan bir yapısı var ve hissedilmesi güç olsa da azca bir şekeri dengeleyen capcanlı bir asidite hâkim. Kuru ananas, gül yaprağı ve hatta ünlü tatlı Bananas Foster’ı anımsatan bir şarap bu. Bitişinde tuzlumsu zengin bir mineralite var.
Bir diğer ilginç özelliği de genelde serin iklimli Avusturya bağlarından çıkan %14.5 alkollü bir şarap olması. Çoğu Yeni Dünya şarabını yemekle içilmez derecede dengesiz kılabilen bu yükseklikteki alkol, canlıdan haşladığımız ıstakozlarla kusursuz bir uyum halindeydi. Avusturya şaraplarının etiketleri karmakarışık bir dünya. Alman şarapları bile yanlarında basit kalıyor. Robert Parker bile “okuması zor ve kafa karıştırıcı” diyor.
Oysa küresel ısınma sağ olsun, önleri açık; dünyanın en iyileri arasına girecek potansiyele sahipler. Bunun bir işaretçisi Masters of Wine Enstitüsü’nün yarım asırdan sonra ilk kez İngiliz vatandaşı olmayan birini, bir Avusturyalıyı başkan seçmesi. Dr. Josef Schuller 1991’de kurduğu Avusturya Şarap Akademisi ile meşhur olan ve bu kurumu AB’nin en büyük şarap okulu yapan kişi. Harika bir insan ve bu dev unvanı fazlasıyla hak ediyor. Avusturya şaraplarını dünya çapında yeni bir platforma taşımaya kararlı yeni neslin en önemli liderlerinden. Öyle ki, Avusturya’dan ikinci bir Master of Wine çıktı bile.
Kısa adı Grüner olan üzüm ülkeyle özdeşleşmiş bile. Her üç Avusturya şarabından biri Grüner. Ülkenin bağlarında birçok farklı tür ekili ama hiçbiri popülerlikte Grüner’in yanına yaklaşamıyor. Günlük içim amaçlı üretilen çoğu Grüner yemekle harika uyum sağlayan ama kişiliği zayıf beyazlar. Ancak Bründlmayer, Knoll, Nigl, F.X. Pichler veya Prager gibi büyük üstatların elinden ve özellikle geç hasat şaraplarda bu üzüm mucizevî bir metamorfozla bambaşka derinlikte, benzersiz asalette şaraplara dönüşebiliyor. Kamptal, Kremstal ve Wachau bölgeleri ülkenin şarapta en önemli coğrafyalarını kapsıyor. Bunun dışında başkent Viyana’da bile harikulade şaraplarla karşılaşmak mümkün.
Burada, Boğaz’da Tarabya’da bulunan ve ülkemizde karşılaştığım en ilginç, en entelektüel mekanlardan birine değinmeden geçemeyeceğim. Şarap, yemek ve müzik üçlüsünün yaşam tarzını bir arada buluşturan Aydın Yazıcı’nın harikulade mekânı Riserva’dan bahsediyorum. Kendisi ile hoş bir sohbetimizde konu dönüp dolaşıp yıllarını geçirdiği Viyana’ya geldi. O gün çocukluk ve gençlik yıllarımın Tarabyasında benim için yepyeni bir Avusturya şarabını keşfetmek harika bir deneyim oldu. Wieninger şehre yukardan bakan bağlarında “Alte Reben” etiketi altında dokuz karışık ekili beyaz üzümden enfes bir bağ harmanının yanı sıra dünya standardına Chardonnay şaraplarına dahi imza atabilen bir şaraphane.
Aynı hafta içerisinde benden başka tanıdığım tek Robert Kolej mezunu ve kaderi şarapla birleşen kişi olan Cihat Akagün ile yine Avusturya şarabı konuştuk. Cihat Akagün ve şirketi Nirvino ülkemize tabiri caiz ise bir numara büyük gelen, idealist ithalatçılarından. Portföyünde iki dikkate değer Avusturya şaraphanesi var. İlki soyadının neden “Türk” olduğunu bilmeyen Türk, ikincisi de Loimer. Her iki üreticiden de ülkenin klasik şaraplarını temsil eden örneklere İstanbul’un seçmece mekânlarında ve şarap butiklerinde rastlayabilirsiniz, mutlaka deneyin derim. Ülkemizin, acı ama gerçek, uçsuz bucaksız vasat ithal şarap golünde Nirvino ve şarapları birer inci.
Biz yine bu yazıya ilham veren şaraba dönelim; üreticisi Proidl ailesi 1650’dan beri Kremstal bölgesinde nadide bağları işleyen bir geçmişe sahip. Grüner kadar asil Alman beyazı Riesling konusunda da uzman bir şaraphane. Ülkenin önde gelen diğer üreticileri gibi, sek şaraplardan tutun soylu küfle kurumuş tanelerden tatlı iksire varıncaya kadar şarap yapıyorlar. Ne mutlu ki ummadığım bir gecede yine ummadığım bir beyaz şarap, bir ülkeye ve özel mi özel yerel bir üzüme gözlerimi açtı. Grüner yeni favorilerimden.
Sizlere iyi şarap dolu günler diliyorum, çünkü ömür vasat şarap içmek için çok kısa!
19/07/2010