31.05.2010 10:06:27

Çevir aç kapak mı?.. Mantar mı?..

Avustralya Şarap Araştırma Enstitüsü (AWRI) 10 yıllık çalışmaları sonunda şaraplarda farklı kapak ve mantar  yöntemleri ile çok ilginç sonuçlara ulaştılar. 10 yıllık araştırma sonucunda şaraplarda mantar bozukluğu veya bir başka deyişle şarabın bozulma problemi sadece mantar kullanıldığında ortaya çıkıyor.

Bu çok ilginç 10 yıllık araştırmada Leasingham’da üretilen binlerce şişe 1999 Clare Semillon kullanılmış ve 14 farklı şekilde kapak/mantar kullanılarak – ki aralarında çeşitli mantarlar, sentetik mantarlar ve çevir aç kapak da var – beklenmeyen sonuçlara ulaşılmış. Araştırmacılar her yıl bir kez şarapları açarak şaraplardaki gelişimi analiz etmişler ve laboratuarlarda kör tadımlar yapmışlar.

Aşağıdaki resimde en solda daha taze gözüken şişe, çevir aç kapak kullanılan şarap. Diğerlerinin hepsinde bozulma (oksidasyon) görülmekte. Araştırma ekibine göre çevir aç kapak kullanılan şarap 10 yıl sonunda şaraplar kör tadımlarda hem yıllanmış karakterlere sahip olmuş hem de ilk dönemki tazeliğini korumuş.

Araştırma başladığında aslında hedefin çevir aç kapakları test etmek olmadığı vurgulanıyor; amaç, çeşitli mantar ve kapak yöntemleriyle şarapların gelişimini gözlemlemekmiş. Ancak, araştırma sonunda varılan sonuçların oldukça önemli olduğunu vurguluyor, AWRI yetkilileri. Çevir aç kapaklı şarabın iyi şekilde yıllanmış bir Semillon olduğunu söylüyorlar ve içiminin çok iyi olduğunu belirtiyorlar.

Daha da ilginç olanı, çevir aç kapak harici olan diğer tüm değişik mantar kullanılan şarapların hepsinin bozulmuş ve tamamen içilemez hale gelmiş olması.

Bakalım ileride bu tarz araştırma enstitülerinde başka şaraplarda da aynı sonuçlara ulaşılacak mı, zira, bana göre bu sonuç, gerçekten çok ilginç ve şarapçılıkta çok farklı bir döneme geçiş olabilecek nitelikte.

C. Murat Mumcuoglu tarafından yazıldı.

01.06.2010 11:07:50
Çevir aç kapakların mantar hatasından kaynaklanan bözulmalara neden olmadığı biliniyor. Zira mantar gibi organik bir ürün olmadığı için kimyasal ya da biolojik bozulmalar (mesela TCA) gündeme gelmiyor. Ayrıca söz konusu denemede kullanılan şarapların hangi tip mantarla kapatıldığı da önemli. Düşük kaliteli mantarlar bu tip hatalara daha sık sebebiyet veriyor. Lakin uzun süre yıllanacak şaraplar için, özellikle bu örnekte ele alınmayan kırmızı şaraplarda, bugünkü çevir aç teknolojisi pek yeterli görünmüyor. Uzun ömürlü şarapların belli oranda nefes alması şart çünkü. Bence şarap kapatma yöntemlerinin geleceği üstün teknolojiye sahip sentetik mantarlar.
kerim tarafından eklendi.

  • Yazıya Puan Ver
  • Bu yazı bugün 0, toplamda 24 puan aldı.
OYLA
30.05.2010 21:34:58

3 Farklı Restoran Deneyimi (3)...

Gaja:

Bu ay içerisinde gittiğim 3 restorandan sonuncusu Swiss Otel’in son katındaki “Gaja”.

Gaja’yı rezervasyon yaptırmak için aradığımda, yanımızda şarap getirmek istediğimizi ve mantar açma ücreti olup olmadığını sordum. Rezervasyonu alan hanımefendi en başta nazikçe böyle bir uygulamaları olduğunu ancak bunun için kendi şarap menülerinde olmayan bir şarap getirmemiz gerektiğini söyledi. Ben de kendilerine Frescobaldi Luce 2003 getirmek istediğimi söyledim. Yetkili elemanımıza sorup döneceğim dedi, bir süre bekledikten sonra, aynı hanımefendi bana “çok özür dilerim, ancak, restoran müdürümüz Gaja’da böyle bir uygulama olmadığını ve dışarıdan şarap kabul edemeyeceğimizi bildirdi” dedi ve beni en başta yanlış bilgilendirdiği için de nazikçe özür diledi. Ben de her ne kadar durumu garipsemiş olsam da uygulamalarına saygı duydum ve rezervasyonumuzu yaptırdım.

Restoran yaz aylarında üstü açık olan “Gaja Roof” bölümüne geçiyor, İstanbul manzarasını daha da güzel keşfedebilmek için, bizim için de manzaraya nazır güzel bir yer ayırmışlar.

Önden masamıza bakan servis elemanımız ön içki olarak birer Martini önerdi, ben karpuzlu Martini’de, eşim de yeşil elmalı Martini’de karar kıldık. Direk taze meyve suyu kullanılarak yapılmış Martiniler gayet hoştu. Hemen belirtmekte fayda var Martini’nin kadehi 30 TL.

Martinilerimizi içerken menüleri dikkatlice inceledik. Menü kendi içinde dengeli olarak düzenlenmiş, 7-8 çeşit başlangıç ile bir o kadar da ana yemek var. Başlangıçlar 25 – 40 TL arasında. Ana yemekler ise 40 – 80 TL arasında. Başlangıç olarak “Akçaağaç şerbeti ile marine edilmiş somon, keçi peyniri, elma, pancar ve mevsim yeşillikleri” (28 TL) ile “Tavuklu, morel mantarlı tortellini”(28 TL) aldık.

Şarap menüsü hayli zengin ve bir o kadar da pahalı olan Gaja’da, başlangıçlarla beraber birer kadeh roze içmek istedik, ancak, gördüğümüz kadarıyla rozeler kadeh olarak menüde yer almıyordu. Servis elemanından kadeh roze içmek istediğimizi ve hangi rozeyi kadehte servis edebileceğini sorduk, bize Kavaklıdere Lal önerdi. “Lal” genel olarak beğendiğim rozelerdendir velhasıl çok da üstün bir roze değildir, ancak, durumu açıkçası biraz da ekonomik (!) olarak değerlendirip kadeh “Lal” rozede karar kıldık (kadehi 22 TL).

Bu arada dikkatimi çeken bir husus yan masadaki yabancı misafirlerini ağırlayan 3 kişilik bir iş adamı grubu da kendi aralarında yabancı misafirleriyle beraber, menüdeki şarapların ne kadar pahalı olduğunu konuşuyorlardı ki, onlar bira içmekte karar kıldılar zaten en son.  Ayrıca belirtmekte fayda var, en başta rezervasyon sırasında getirmek istediğim Frescobaldi Luce 2003 menüde yok ama onun yerine tesadüf olarak aynı şarabın 2000 rekoltesi var ve şişesi 1300 TL’den satılıyor. İşte ben böyle durumları garipsiyorum aslında. 2003 Luce’yi İtalya’dan bir şarap mağazasından yaklaşık 100 euro’ya almıştım.  Daha önce de Firenze’de 20 Euro’ya aldığım bir şişe 2003 Castello Banfi Chianti Classico Riserva şarabı Türkiye’de bir şarap mağazasında 250 TL’ye satılırken görmüştüm. Yani bazen ilginç fiyat politikaları uyguluyoruz şarap konusunda, ilerde bunun örneklerini farklı yazılarda anlatacağım zaten.

Ana yemek olarak eşim hardallı patates püreli ıspanaklı ızgara tavukgöğsü (50 TL) almayı tercih ederken, ben de orta az pişmiş ızgara bahar kuzusunda (55 TL) karar kıldım. Menüde balık yemekleri de mevcut (80 TL).

Başlangıçları beklerken şefin ikramı tadımlık olarak karpuz gazpacho ile peynirli ekmek topları getirdiler. Karpuz gazpacho yaz için ideal bir tadımlık aslında, içinde çok küçük küp küp doğranmış salatalık ile ufak tekila kadehinde servis edildi, beğendim. Peynirli ekmek topları da içerdiği isli provolone peyniri ve biberiye ile iyi gitmiş, fena değildi. Daha sonradan getirdikleri zeytinyağını ise hiç beğenmedim, zeytinyağı hem yoğun kıvamda değildi hem de içine koydukları aşırı limon ve acı biber baharatları ile zeytinyağı özelliğini tamamen yitirmişti.

Başlangıç yemeklerimiz fena değildi, “Akçaağaç şerbeti ile marine edilmiş somon, keçi peyniri, elma, pancar ve mevsim yeşillikleri” kendi içinde oldukça uyumlu olmuş, sunumu güzel bir tabak hazırlamışlar, “Tavuklu, morel mantarlı tortellini” ise tortellinin tam istediğim “aldente” kıvamında olmamasından ötürü düşük not aldı. Yine de piyasada bulunmadığından senede birkaç kere tadabildiğim “morel mantarı” yoğun kıvamı ile her daim sevdiğim mantarlardan olmuştur.

Ana yemekleri beklerken ana yemekle içmek üzere bir şişe Pendore Öküzgözünde karar kıldık (140 TL). Kavaklıdere’nin Pendore bağlarından çıkan bu Öküzgözü çok ilginç bir Öküzgözü aslında. Burunda mürdüm eriği, ahududu, karaduta çalan meyvemsi aromaları oldukça belirgin, kadifemsi tanenli, belirgin bir asidite, dolgun ve orta gövdeli, bitimi orta uzunlukta bir şarap.

Ana yemeklerimiz idare eder nitelikteydi, kuzu eti fena değildi, sadece bir kısmı istediğim gibi orta az pişmiş, bir kısmı ise az pişmiş olarak geldi. Ancak kuzu etinin yağı iyi kıvamda ve sinirleri alınmış, nemi ve yumuşaklığı yerinde olmuş, bu bakımdan pişme farklıları çok fazla etkilemedi açıkçası. Izgara tavuk ise yanındaki hardallı patates püresi ile iyi bir ikili oluşturmuştu, yalnız yine de, böyle bir restoranda bu fiyatlara beklenebilecek kalitede yemekler olduğunu söylemek zor.

Yemek sonrası eşim kahve (13 TL) içmekte karar kılarken ben birer misket limonlu ve yeşil elmalı sorbet istedim (her bir sorbet 7 TL) yanında da bir kadeh Kavaklıdere Narince Tatlı-sert (kadehi 22 TL) içmeye karar verdim. Sorbetler iyi, Tatlı-sert Narince ise içerdiği kompleks reçine (meşemsi), kuru incir, kuru üzüm (pekmezimsi) aromalar ve uzun bitimi ile bence çok başarılı bir fortifiye şarap.

Sonuç olarak, Gaja doğal olarak bütçeyi zorlayabilecek bir restoran, her zaman gidilebilecek yerlerden değil, havanın güzel olduğu ve akşam sıcaklarının bastırmadığı şu zamanlarda özel günleri kutlamak için belki gitmeye değer. Ancak yine de fiyat-kalite dengesi açısından baktığımızda, verdiğimiz paranın karşılığında çok iyi kalitede bir yemek yedik mi? İşte orası tartışılabilecek bir konu…

 

C. Murat Mumcuoglu tarafından yazıldı.

  • Yazıya Puan Ver
  • Bu yazı bugün 0, toplamda 26 puan aldı.
OYLA
29.05.2010 10:43:23

3 farklı Restoran Deneyimi (2)…

Rouge:

Bu ayki Gusto dergisinde tanıtımını gördüğüm şarapevi “rouge”a, bu ay içerisinde hafta içi bir gün öğle saatlerinde, bir hafta sonu da gecenin ilerleyen saatlerinde gittim. Böylece mekanı hem hafta içi gündüz gözüyle hem de hafta sonunun yoğun saatlerinde görmüş oldum.

Hem Gusto dergisinden hem de Milliyet gazetesindeki yazılarından severek ve ilgiyle takip ettiğim, derginin kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Yalçın bu mekanı yaklaşık 1 ay kadar önce açmış. “Rouge”, Talimhane’nin kalbinde La Martine Caddesi’nin Taksim tarafına bakan kısmında yer alıyor. Mekan bir binanın giriş katında olmasıyla birlikte, hemen caddeye bakan bodrum katında aynı zamanda önümüzdeki günlerde bir şarap butiği açılacak.

Rouge’un şarap menüsünde 150 kadar şarap çeşidi var ve bunların 50 kadarı kadehte satılıyor. Bu bence oldukça iyi bir şey, zira, şu ana kadar birçok yerde kadehte satılan şaraplar genelde vasat şaraplar olmaktan öteye gitmedi. Halbuki Mehmet Yalçın bu sorunun farkında ve bu bakımdan kalitesine göre 50 çeşit şarabı 7 – 21 lira arasında satmayı uygun bulmuş. Zengin şarap listesinde de fiyatlar 35 ila 225 lira arasında değişiyor. Dikkatimi çeken husus, orta ve biraz orta altı kalite şaraplarda şişe fiyatları piyasa perakende değerinin ortalama 4 kat üzerinde ki böyle bir mekanda bu tarz şaraplarda fiyatlar biraz daha aşağıya çekilebilir diye düşünüyorum. Orta üstü ve iyi kalite şarap fiyatları ise piyasa perakende değerinin 2 – 3 kat üzerinde bir fiyat politikası uygulanmış ki, bence normal bir fiyatlama uygulanmış bu tip şaraplarda. En azından, Rouge’da satılan birçok iyi kalite şarap İstanbul’daki belli başlı restoranlara göre %20-30 daha ucuza satılıyor.

Bir örnek vermek gerekirse, Rouge’da Pendore Öküzgözü 105 lira iken, bundan bir sonraki yazımda anlatacağım Gaja’da aynı şarasp 140 lira. Pendore Boğazkere 105 lira olmakla birlikte 21 liradan kadehte de sunuluyor. Böylece şaraba meraklı birisi piyasada veya restoranda pahalı gelebilecek belli başlı şarapları kadehle satın alarak en azından bu şaraplar hakkında fikir sahibi olabiliyor (aralarında Doluca’nın Tuğra ve Sarafin serileri ile Turasan Seneler ve Kavaklıdere Egeo gibi iyi şaraplar da var).

İlginç olan şeylerden biri şarap Rouge’un menüsünde başta Kayra olmakla birlikte belli başlı yerli üreticilere yer verilmemiş olması. Sanırım görüşmeler sürüyor, umarım yakında onları da menüye eklerler.

“Rouge”un menüsünde yemek olarak günün çorbası (9 TL), salatalar (peynirli ıspanak salatası ve susamlı çıtır tavuk salatası) küçük – büyük tabaklarda 8 ila 17 lira arasında, 3 çeşit yerli peynir tabağı 15 TL, ithal peynir tabağı 22 liradan sunuluyor. Biz ilk gittiğimizde 2 yerli (Akdeniz küflü peyniri ve Kars gravyeri) ve 2 yabancı (manchego ve camembert) seçtik (25 TL). Daha sonra gittiğimizde ise alternatif olarak Kıbrıs Nor ve İtalyan isli Scamorza peynirini denedik. Peynirlerin hemen hepsi gayet güzel, yalnız çok sevdiğim Camembert peyniri beklediğim kadar kaliteli değildi, belli ki, Türkiye’ye ithal edilen kalitesiz Camembert’lerden kullanılmış.

Yukarda saydıklarımın dışında menüde genel olarak şarapla uyum sağlayan yemekler düşünülmüş. Çok kalabalık, her şeyin olduğu menülerden yok Rouge’da ki doğru da yapmışlar, zira, esas amaç şarap içmek. Şarabın yanına gidebilecek şarküteri tabağı (27 TL) veya bir boeuf bourgignon (23 TL)alabilirsiniz. Rezeneli ve beyaz şarap sos ile Kağıtta levrek (24 TL), Bonfile (küçük 18 TL, büyük 30 TL) veya kalem pirzola (iki kalem pirzola 16 TL,  dört kalem 28 TL). Menüde bazı değişiklikler olabileceğini tahmin ediyorum ancak konsept olarak genelde yemek sayısını fazla tutmadan şaraba uyum sağlayacak yemekleri menüye ekleyeceklerini düşünüyorum.

Biz mekana her iki gidişimizde de sadece şarap içmeye gittiğimizden ana yemek almadık, sadece peynir tabağı ve 1-2 başlangıç istedik atıştırmalık olarak. Başlangıçlardan “levrek ceviche” fena değildi, sadece biraz daha misket limonu olsa daha iyi olabilirdi. Ancak zencefilli somon fümeyi yanında yeşil mercimekli piyazla çok beğendik. Ayrıca ilk gidişimizde bize çok güzel bir Kıbrıs zeytinyağı tattırdılar, özel olarak Kuzey Kıbrıs’tan getirttikleri “karayağ” adında bir zeytinyağı bu. Koyu yeşile çalan rengi ve yoğun aromalarıyla bu zeytinyağını çok beğendik.  Şarap olarak Kavaklıdere’nin piyasaya yeni çıkan roze şarabı Egeo roze (65 TL) aldık. Açıkçası bu şarap oldukça hoşumuza gitti, bence son zamanlarda yapılan en iyi yerli rozelerden birisi, Çalkarası, Siraz ve Grenache üzümlerinden yapılmış.

Sonuçta genel olarak lükse kaçmayan ağırlıkla orta ve orta üstü kalite şarapların en azından İstanbul’daki diğer mekanlara “göreceli” olarak daha düşük fiyatlara kadehte veya şişe olarak içilebileceği sıcak hoş bir mekan “Rouge”.

Son zamanlarda İstanbul’daki restoran ve barlarda fiyat politikalarına açıkçası “takmış” durumdayım. Bu bakımdan bu yazımda olduğu gibi diğer 2 yazımda da restoranlardaki fiyat politikalarını irdeleyip, fiyat farklılıklarını vurgulamaya çalışacağım. İlerde restoranlardaki fiyatlama politikalarına başka bir yazıda değineceğim.

C. Murat Mumcuoglu tarafından yazıldı.

  • Yazıya Puan Ver
  • Bu yazı bugün 0, toplamda 29 puan aldı.
OYLA
28.05.2010 17:21:07

3 farklı Restaurant Deneyimi (1)…

Mayıs ayı içerisinde İstanbul’da 3 değişik restaurantı deneme fırsatım oldu. Hepsinin konsepti farklı olduğundan, bu 3 restaurantı ayrı ayrı yazılarda ele alacağım…

Ondokuz:

İspanyolların “Tapas” tarzı yemekleri her daim favori mutfağım olmuştur. İspanya’nın çok çeşitli kültürlerinin (Katalan, Bask, Endülüs vb.) yarattığı etkileri ve tüm ülkenin Atlas Okyanusu’ndan faydalandığı müthiş deniz mahsullerini de eklersek, “tapas”lardaki yaratıcılık doruk noktasına ulaşıyor.

Asmalımescit’te yeni açılan “Ondokuz” da menüsüne “tapas”ları temel olarak koymuş bir yer. Masalar daha çok dışarıda, iç bölüm küçük, İspanya’da alıştıklarımızın aksine küçük sayılabilecek de bir barı var. Menü konseptinde “tapas” olmasına rağmen, aynı zamanda, ızgara yemekler (balık-tavuk göüğüsü – böfile), hamburger, risotto ve İtalyan usulü makarnalar da gözümüze çarpıyor. Menü bu kısmıyla ciddi şekilde konsept dışına çıkmış ve maalesef alternatif ve yaratıcı olmaktan bir hayli uzak kalmış.

Genel olarak menüdeki tapas fiyatları 8 ila 16 lira arasında değişiyor. Şarküteri tabağı 25 lira, peynir tabağı 22 lira. Menüde 2 çeşit salata var (pestolu, beyaz peynir, fırında kızarmış domates, ızgara soğan ve yeşil fasulyeli salata ile karides, avokado ve pancarlı salata) bunlar da 16 ve 18 lira. Yukarıda bahsettiğim gibi bana göre menü konseptinin dışına çıkan risotto, makarna, hamburger ve ızgara yemekler ise 18 ila 39 lira arasında değişiyor. Menüde 3 çeşit tatlı var, crema katalana (10 lira), tiramisu (12 lira) ve Çikolata soslu churros (12 lira). Şarap menüsü zengin değil ve tüm şaraplar sadece Kavaklıdere’den. İstanbul’da sadece tek üreticinin şaraplarını menüsüne koyan restaurantlar azaldığı için tam sevinirken, tekrardan böyle bir durumla karşılaşmak şarapçılığımızın da artık gelişmeye ve adını dünyaya yaymaya başladığı bu dönemlerde beni üzdü açıkçası. Şarap fiyatları en azından ortalamanın altında kalmış ama bir tapas barda 60 liraya orta kalite bir şarap içmek bana göre halen pahalı. Genel olarak tapas fiyatları İspanya’dakinden daha ucuz değil, yerine ve kalitesine göre daha pahalı da sayılabilir.

Burada İspanya’da “racion” denilen yani tam porsiyon tabak sunumu yok, sadece ufak porsiyonlarda meze tabaklarında sunumu tercih etmişler. Ayrıca 2 kişi için önerdikleri 6 çeşit tapas ve 1 şişe Kavaklıdere Ancyra (veya 1 karaf rakı) 120 lira ve biz bunda karar kılıyoruz. Rakı yerine de doğal olarak şarabı tercih ediyoruz.

Seçtiğimiz tapaslar, Serrano jambonlu enginar, elde kesilmiş rustik patates tatlı ve acı sos ile, balık köftesi tartar sos ile, chorizo ve sarımsaklı karides romesco sos ile, kızarmış ekmek üzerinde brandyli tavuk ciğeri püresi mango ve elmalı marmelat ile ve son olarak panchettaya sarılmış ızgara kuşkonmaz.

Hemen söylemem gerekir ki, soslar tapaslardan daha başarılı olmuş. Özellikle elde kesilmiş rustik patatesin yanında sunulan domates marmelatını andıran tatlı ve acı sosu çok beğendim. Romesco sosu da başarılı buldum chorizo ve sarımsaklı karides ile iyi uyum sağlamış. Serrano jambonlu enginar ile panchettaya sarılmış ızgara kuşkonmaz vasatı aşmakta zorlanırken, kızarmış ekmek üzerinde brandyli tavuk ciğeri püresi de mango ve elmalı marmelat ile iyi gidiyor ve klasik “pate ve tatlı” uyumunu iyi yansıtıyor.

Tapaslarımızın gelmesini beklerken birer sangria içelim dedik. Gelen sangria açıkçası biraz kokteyl tarzında hazırlanmış (her ne kadar küçük bir viski bardağında sunulsa da) ve çilek konulmasından ötürü çilek kokusu öncelikli olarak içeceği bastırmış. Onun haricinde ise içine konulan daha çok votka, daha az şarap oranı, bana göre “sangria”yı, “sangria” olmaktan çıkarmış ve kokteyl tarzı bir içecek haline getirmiş. Çok açık olarak bize servis yapan elemana bu zamana kadar içtiğimiz en kötü sangria olduğunu ilettik. Çilek ve düşük miktarda şarap oranının içkiyi sangria olmaktan çıkarttığını da ekledik. Gönül isterdi ki, birisi gelsin eleştirimize kulak assın ancak maalesef “sangria” gibi bu beklentimiz de boşa çıktı. Sangria’nın kadehi  10 liranın üzerinde ve karafı da 80 lira olunca bana göre rekor bir fiyata ulaşmış.

“Ondokuz” bana göre bir tapas bar kimliği yansıtmıyor, ancak yine de, sadece menüdeki tapasları temel olarak değerlendirirsek Asmalımescit’te bulunan diğer yerlere göre göreceli olarak daha alternatif bir mekan olabilir. Buraya önümüzdeki aylarda tekrar gidip menüdeki değişikleri inceleyeceğim.

C. Murat Mumcuoglu tarafından yazıldı.

  • Yazıya Puan Ver
  • Bu yazı bugün 0, toplamda 39 puan aldı.
OYLA